Şu Anda Burdasınız
Anasayfa > Makaleler > Ünlü Sosyolog ve düşünür Ali Şeriati’nin birbirinden güzel 10 Sözü

Ünlü Sosyolog ve düşünür Ali Şeriati’nin birbirinden güzel 10 Sözü

1: Kur’an okunmadığı ve anlaşılmadığı takdirde sıradan bir kitap ya da beyaz bir defterle aynı değerdedir. İşte bu yüzden onun okunmaması, üzerinde düşünülmemesi ve anlaşılmaması için bu denli çaba harcamaktardırlar. Ve bu çaba içerisinde olanlar şunu bahane ederler: ”Biz Kur’an’ı anlayamayız, Kur’an’ın yetmiş batını vardır, yetmiş batınının da yetmiş batını.? Kur’an’ın akılla tefsir edilmesi yasaklanmıştır ve haramdır bahanesine sığınırlar. Bu nedenle dost kisvesi altında, Kur’an’ın lehine konuşuyormuş süsü vererek, halkı ondan uzaklaştırmak amacı güden, Kitab’ın anlaşılmasının çok zor olduğunu söyleyen düşmanlara Kur’an’ın kendisi tekrar tekrar şöyle feryat etmektedir: ”Onlar hala Kur’an’ı gereği gibi düşünmeyecekler mi?” Nisa/82

 

2: “Sürekli konuşuyor olmalarına karşın bir şey söyledikleri olmayan kimseler ne çoktur. Bir söz bile söylemiyor olmalarına karşın da çok söz söyleyen kimseler ne azdır.”



3: Descartes‘in şu cümlesi oldukça meşhurdur: “Düşünüyorum, o halde varım”. Bu, Descartes’in şüphesidir. Descartes, önce her şeyden şüphe etmiş, sonra böyle demiştir. Fakat şüphe etmekte olduğum hususunda şüphe edemem. Öyleyse ben varım ki şüphe ediyorum, şu halde ben varım. Sonra da “düşünüyorum, o halde varım.” cümlesiyle tanındı, ünlendi ve bütün öğreti veya doktrinini bu cümlesine dayalı olarak ispatlayıp geliştirdi.

İkinci söz Gide‘in sözüdür: “Hissediyorum, o halde varım”.

Üçüncü söz de Albert Camus‘nun şu sözüdür: “Başkaldırıyorum, o halde varım”. Bu daha doğrudur. Aslında “var” olmanın bu üç ölçütünden her biri doğrudur. O, düşünüyor; vardır ki düşünüyor. Duyumsayan, hisseden kimse vardır ki hissediyor. Başkaldıran kişi vardır ki başkaldırıyor, isyan ediyor. Fakat burada üç tane “imek” (var bulunmak) vardır. İnsana özgü olan en üstün var oluş, “başkaldırıyorum, o halde varım” dır.

4: Bilgisiz ve bilinçsiz birey, sorumluluk hissetmez, mutludur, rahattır. Ama bilinç düzeyi arttıkça, çocuğuna, ailesine, şehrine, memleketine karşı, bir bölgeye, Üçüncü Dünyaya, sömürge dünyaya karşı, daha da önemlisi insan türüne karşı o ölçüde sorumluluk hissi duyar. Öyle ki adeta bütün insanların kaderi ve yeryüzünde meydana gelen her facianın sorumluluğu ondadır ve omuzlarında ağırlık hisseder. Eziyet ve ıstırabı, sadece bugünün ıstırap ve eziyeti değil, önceki ve gelecek yüzyılların da ıstırap ve eziyetidir.

5: “Dinleri işyerlerinin tezgahı, tanrıları ‘gelir’leri, yüzyirmidörtbin elçileri kağıt para, imamları bozuk para, adalet ile sorgu tartıları da hesap tahtası olan ;şu’ küçük brujuvazi’nin üç kuruşluk alçak dilencilerini gördükçe midem bulanmaya başlıyor.” Devamını Oku

Bir Cevap Yazın