Şu Anda Burdasınız
Anasayfa > Makaleler > Psikolojinin Tesla’sı Alfred Adler’in, İnsanın Aşağılık Duygusuyla İlgili Ses Getiren Görüşleri

Psikolojinin Tesla’sı Alfred Adler’in, İnsanın Aşağılık Duygusuyla İlgili Ses Getiren Görüşleri

Bir dönem Freud’la birlikte takılan ancak daha sonraları Freud’dan tamamen koparak kendi yoluna giden bir ruh bilimci Alfred Adler. Psikoloji dünyasında yıllardan beri Freud’un kendisini bir şekilde engellediği, Adler’in pek fazla ön plana çıkmasına izin vermediği konuşulur. Bu bağlamda kendisine psikoloji dünyasının Nikola Tesla’sı benzetmesi yapılır. Gelin, bu adamın ilgi çekici düşüncelerine bir bakalım.
Psikolojinin Tesla'sı Alfred Adler'in, İnsanın Aşağılık Duygusuyla İlgili Ses Getiren Görüşleri
Adler, insanın davranışlarını aşağılık duygusu ile izah eder.. (aşağılık komleksi ve üstünlük kompleksi bu duygunun farklı boyutları dereceleridir) bu, günümüzde bile insanların kolayca kabullenebileceği bir durum değildir.. adler öncesinde de aşağılık duygusunun, bütün dereceleri ile zararlı, tehlikeli bir seymiş gibi, sadece ahlak ve karakter bakımından gelişmemiş, yetersiz, aşağı tabakadan insanlarda olduğuna inanılırdı.. bu durumun günümüzde bile devam ettiğini düşünüyor ve gözlemliyorum..insanlar aşağılık duygusu terimini başkalarını küçük düşürmek, önemsizleştirmek, değersizleştirmek için ve hakaret anlamında kullanmaktadırlar.. birisi bizde aşağılık duygusunun olduğunu söylediğinde ona kızar, öfkelenir ve sinirleniriz.. ama esasında aşağılık duygusu evrenseldir, her insan bütün hayatı boyunca, her döneminde doğal bir aşağılık duygusu duyar.. hiçbir insan kendisini her bakımdan yeterli ve mükemmel bir varlık olarak göremez..




insan yaşama arzusu ile dolu bir varlıktır.. insanın yaşama arzusu başta hobbes ve spinoza olmak üzere birçok filozofun felsefelerinin temel argümanıdır.. bu duygu, başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri, hayatın zorunluluklarına uyma biçimimizi yönlendirir ve daha eksiksiz, daha güçlü, daha yeterli bir insan olmamızı teşvik eder..

insanların, aşağılık duygusunu kendilerinden uzakmış gibi görmelerinin nedeni aşağılık duygusu ile aşağılık kompleksini karıştırmaları sebebiyledir..

iki yaşından sonra insan, her fırsatta kendini başkalarıyla karşılaştırır.. çevresindekileri, yanında yaşadığı annesi babasını, evdeki diğer büyüklerini her bakımdan kendisinden daha yeterli daha güçlü bulur.. bunun sonucu olarakta daha yeterli, daha güçlü bir kendisini gerçekleştirme arzusu duyar.. diğerleri ile arasında gördüğü bu farkı kapatmak ister, onlara benzemeye, bütün özelliklerini kazanmaya çalışır.. eğer yakınları çocukun bu kendini değerlendirme ve kişilik oluşturma dönemlerinde anlayışlı davranışlarda bulunurlarsa kişinin gelişmesi normal bir şekilde oluşur..




ama eğer çocukun yakınları, aşırılığa kaçan yumşaklıklar gevşeklikler gösterirse çocuk gerekli hayat denemelerini yapamaz.. yakınları, sert, kırıcı, değersiz, önemsizleştirici, küçültücü tarzda davranırlarsa, çocuk aşağılık kompleksinin etkilerini duymaya başlar..

annesi babası tarafından her fırsatta azarlanan, hor görülen bunun sonucu olarak annesi babası tarafından istenmediğine beğenilmediğine sevilmediğine inanan çocuk bir yandan istenmemesinin sevilmemesinin nedenini önemsizliğine arar… kendisini, annesi babasının önü gördüğü gibi önemsiz görür. görür çünkü annesinin babasının her şeyi en iyi bir şekilde görebileceklerine inanır.. onların hiçbir yargılarında yanılmadıklarını düşünür… bu yüzden annesi babası gibi tanıdığı önemsiz kendisinden soğur hatta nefret eder… kendisini yavaş yavaş daha aşağı bir varlık gibi algılar, yaşadığı sürece öyle kalacağını sanır… ve çocuğumuz artık aşağılık kompleksinin pençelerine düşmüştür.. (çocuk sahibi olmadan önce için j.j. rousseau’nun emile’ini okumak gerek)

aşağılık kompleksi yetersizlik güçsüzlük bilincinden doğan bir varlığı devam ettirme zorluğu, yokluğun yakınlığı korkusudur…insanlar vardır şu veya bu şekilde çocukluklarında kendilerini yetersiz eksik kusurlu aşağı bulmuşlardır… bunun da sonucu olarak üstün olmak arzusunu uymuşlardır. bu arzularını gerçekleştirmek için büyük bir çaba göstermişlerdir…

adler için en önemli olgulardan biri olan aşağılık komleksini ,adler bakış açısında anlattıktan sonra, adler psikolojisinde en az onun kadar önemli olan üstünlük kompleksine geçebilriz..

üstünlük duygusu da aşağılık duygusu gibi normal şekliyle bütün insanlarda yer alır.. üstünlük duygusu ancak normal şeklini kaybettiğinde, patolojik bir mahiyet aldığı zaman zararlı tehlikeli olmaya başlar… bu gibi hallerde insan kendisini herkesten üstün görür.. daha doğrusu herkesten üstün olduğunu görmek ister… bunun sonucu olarakta başkalarının da kenisini kendisi gibi tanımalarını arzu eder.. başkalarının kendisini, kendisi gibi görmediklerini değerlendirmediklerini görünce sinirlenir… başkalarını dar görüşlülükle düşmanlıkla kınar.. üstünlüğünü görmek istemedikleri için bu şekilde hareket ettiklerini düşünür.. bunun için başkalarıyla anlaşamaz, hemencecik bozusur çatışır… görüldüğü gibi üstünlük duygusu da aşağılık duygusundan meydana gelir… insan kendisini işlediği kadar yeterli bulmadığı için üstün görünmek arzusunu duyar… insan kendisini küçük gördüğü ölçüde büyüklük özlemini uyan bir varlıktır.. üstünlük kompleksini duyan insanlarda aşağılık kompleksinin belirtilerine rastlanır… aşağılık kompleksi duydukları için üstün görünmeye çalışan insanlar alıngan olurlar, havadan nem kaparlar, yanlarında birbiriyle alçak sesle konuşan insanların kendini çekiştirdiklerini eğlendiklerini sanırlar… başkalarını beğenmez küçük görürler, sadece onların düşünce tarzları doğrudur, sadece onlar espriden anlar, sadece onlar memleketi, tanrıyı, atatürkü, sever.. ehu..




adlere göre insan olmak demek aşağılık duygularına sahip olmak demektir, çünkü doğa karşısında insan güçsüzdür ve bunu kavrayabilecek akla sahiptir.. akıl demişken akıl akıl gel c-kime takıl demeden adlerin akıl konusundaki görüşlerine de değinelim.. akıl, içinde toplumsal ilgininde bulunduğu bir zekadir.. akıl bozukluğu konusunda kantla görüş birliğindedir ve kant’ın ”tüm akıl bozukluklarının tek ortak noktası, sağduyunun kaybı ve ona karşı özgün kişisel duyunun gelişmesidir” sözünü kabul eder.. burdaki sağduyu kelimesi önemlidir, sağduyu mantıklı demektir.. mantıklı olmak, toplumsal bir varlık olan insanın toplumla yaşamanın gerekliliğini yerine getirmesini gerektirir..

yaşamda hiç bir bireyin sıyrılamadığı bir iş varsa o da birçok sorunu çözmek zorunda olduğudur.. bu sorunlar :başkalarına karşı olan davranış sorunları, meslek sorunları ve aşk sorunlarıdır ve bireyin bu sorunlara karşı vereceği yanıt yaşamına verdiği yanıttır esasında.. yaşam her zaman yenmeye, kusursuzluğa, başarıya yöneliktir, yaşayan bir canlıyı hiçbir zaman yenilgiyle eğitemez, yenilgiye koşullandıramazsınız.. adler, ben çalışmamın daha başlangıcında insanda bir birlik olduğunu buldum der bireysel psikolojinin (kurucusu adlerdir ve sık sık bireysel psikoloji ile psikanalizin farklı olduğunu anlatır en büyük fark, freud’un zevk-haz ilkesindedir) başlıca görevi her bireydeki birliği kanıtlamaktır.. birlikten kasdettiği şey düşüncesindeki, duygularındaki, hareketlerindeki, kişiliğini her ifadesindeki bilincinde ve bilinçdışındaki birliktir ve bu egodur..

bu noktada bilinç ve bilinçdışına geçebiliriz.. adlere göre bilinç, bilicaltının yansımasından başka birşey değildir… bir insanı en iyi tanıtan şeyler söyledikleri yada yaptıkları değildir bilinçsiz davranışları ve sözleri, duygularıdır.. adler insan kişiliğini belirleyen duygunun çocukluk döneminde oluştuğu görüşündedir.. yetersizlik duygusu ile gelişmemiş toplumsal ilgi nevrozun sebebidir..

not: entry’deki cümlelerin bir çoğu adlerin kendisine aittir ve bu entry dr halis özgü’nün psikanalizin üç büyükleri kitabı ile adler’in psikolojik aktivite kitaplarından yararlanılarak yazılmıştır..

Kaynak: ekşi şeyler

Bir Cevap Yazın

Top